Bilmediklerini Bilmek…

Ne zaman herşeyin bir cevabı oldu hayatımızda? Neden bilmediklerimizi düşünerek daha fazla öğrenme isteği duymadık? Neden kendimizi geliştirmek yerine konuşarak vakit harcadık? Kendimizi ilk nerede kaybettik? Nerede ve neden aramaya başladık ? Düşündüğümüz ama olamadığımız “o insan”, ne zaman içimizde tarifsiz bir hedef oldu?

Sokaklarda “o insan”ı arayan, neden bu kadar çok eğitimli insan var? Aradığımız “o insan”a “işte bu ben” demek bu kadar zor mu? Bulamadığımız “o insan” biz olamaz mıyız yoksa? Kendini arayan insan olmak bir eziklik olabilir mi? Etrafınızda kendisi olan kaç insan tanıyorsunuz?

Hz.Mevlana “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” demiş ya. Bu sözler, bu kadar basit söylenmiş olabilir mi? Sözün bozuk paralık olması onun çabuk harcanmasını gerektirmez değil mi? Herkes bir şeylerden şikayet ederken, kendinden memnun olabilir mi? Kendinden şikayet eden sadece aciz insan mı? Öyleyse ona yardımcı olmak gerekmez mi? Yardım etmek için onun size teslimiyeti zorunlu mu? Neden bedelsiz öğretilerinizi dinlemez bu yardıma muhtaç insanlar? Öyleyse neden hep karşılıksız vermekten bahseder dururuz? Başaramayınca neden karşılıksız vermek Allah’a mahsustur der işin içinden çıktığımızı düşünürüz hemen?

Neden sürekli öğrenme ihtiyacı duyar o 1400 gramlık beynimiz? Neden anlam kazandırmaya çalışır hayatına? Değerli bir hayat, neden bizi değerli bir insan yapmaz? İnsana değer katan öğrendikleri mi yaşadıkları mıdır gerçekten? Öğrendiklerimizi uygulamak neden düşündüğümüz kadar kolay ve basit değil? Formülü bilmek problemi çözmedikçe ne işe yarar? Birini dinleyebilmek erdemin kaçıncı derecesi? Dinledikleriniz ne kadar bilmedikleriniz? Dinlediklerinizin içinde araştırdığınız öğreti ne kadar? İçinizde konuşmanız için sürekli ısrar eden kim? Gerçekten sizin iyiliğiniz için mi çabalıyor olabilir mi? Katılmadığınız bir sözünün karşısında kendi doğrularınızı söylemek ne kadar anlamlı? Bir sözün beyninizi bu kadar meşgul etmesi doğru mu Bu sözlerin ne kadarı size ait? İnsan beyni öğrenirken neden mutluluk hormonu salgılar? Yorgun bir beyin ne kadar bilgi sahibidir? Öğrenen bir beyin, bedenin yorgunluğunu nasıl alır?

Hala “o insan”ı arıyor olabilirsin. Bu bilgi eksikliğimizden kaynaklanıyor olabilir mi? Sen bilmediklerini gerçekten öğrenmeye çalıştın mı? Araştırdın mı? ve Okudun mu? Beynimiz o kadar öğretiden sonra, sen onu dinlemesen de bize doğruları söyleyecek kadar mükemmel değil mi? Düşünsenize insanoğlunun bir marifeti olan bilgisayar, programları olmasa ne işe yarar? Yüklediğiniz o kadar bilgiden sonra programlarınızda doğruysa eşleşmelerin yanlış olması mümkün mü? Peki böyle bir icadı yapabilen insanoğlu beyninin, bu makineden veya programdan daha mükemmel çalışmaması mümkün mü?

Bildiklerimiz değil, bilmediklerimizi bilmek marifet. Sürekli öğrenmek ve bunları kalbimizle onaylamak ve bunları yaşamak gerekmez mi? Gerçek bilgi, yaşandıktan sonra bize kalandır. Tecrübe edilmiş, onaylanmış, paylaşılmaya hazır.

Okuyacak bir kitabı, takip edecek bir rehberi olmayanın, yaşayacak nasıl bir hayatı olabilir? Beyni gerçek “kendini” ararken, etrafını olumsuz eleştirip, herşeyi bildiğini düşünen “ben” olabilir mi? Hadi len ordan…

About tanericten

Marketing Investment Management Consultant- Lecturer since 1998-Two Children-member of BJK and IAA
This entry was posted in Karalamalar. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s