Marifet, bilgi sahibi olmak ve kemale ermek…

Sevgili arkadaşım Charlotte, bir diğer arkadaşım olan Nüket’in aktardığı bir anlatıyı ki aşağıda okuyacaksınız, ona teşekkür ederek kendi panosuna taşımış. Ben de huzurlarınızda beni uykusuz bırakan bu anlatı için ikisine de teşekkür ettikten sonra anlatının bendeki çağrışımlarını paylaşmak istiyorum. Anlatı şöyle;

Mürid şeyhine sordu: Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet nedir? Şeyhi onu bir Cuma günü belli bir camiye gönderdi ve dört direğin dibinde oturan dört kişiye tokat atmasını ve alacağı cevabı kendisine bildirmesini istedi. Mürid dört direğin dibinde oturan dört kişiye tokat attı.

Birinci cevap; attığı tokada karşı tokat yemekti işte bu şeriattı yani kısasa kısas.

İkinci cevap; tokat attığı şahsın bakışları ile karşılaşır işte bu tarikattır. Tarikat ehli “Bu bana Allah’tan fakat kim sebep oluyor diye bakmaktır.”

Üçüncü cevap; tokatı yiyen kişi kafasını dahi kaldırmaz, hiç kıpırdamaz olduğu gibi kabul eder bu hakikat mertebesidir kim sebep olursa olsun tokat Yaradan dan geliyordur.

Dördüncü cevap; tokatı yiyen şahıs karşısındakine sarılarak öper bu mertebe marifettir. Marifet ehli şöyle düşünür bu tokat bana Yaradan dan geliyor buna sebep olan kimse bu görevle vazifelendirilmiş ve bir zahmete katlanıyor bu zahmete karşı teşekkür etmek benim vazifemdir. Bu olay bana falanca kimse tarafından yaşatılıcaktı bu kimseye minnetimi bildirmeliyim. İşte marifet, Hak yolunda kemale ermenin makamıdır. “

Anlatıyı herhangi bir araştırma yapmadan tekrar, tekrar okunduğumda, bu dört kelimenin birbirini sırayla tamamladığını ve hepsini bir arada düşünmek gerektiğini düşünüyorum. Araştırma yapmadan diyorum çünkü, biraz sonra paylaşacaklarım şimdiye kadar ki bildiklerim ve tecrübe ettiklerimle sınırlı. Çünkü insanı en çok etkileyen Marifet mertebesi, bir kemale erme halini tasvir ediyor. Yani burada bir bilgelik durumu söz konusu. Bilgelik ise çok bilgi sahibi olmanın bir sonucu biliyorsunuz.

Yeterli bilgiye sahip olmadan yorum yapmak – yorum her ne kadar olumlu olsa da – biraz kendi seviyemizi göstermesi açısından hassas. Hz. Mevlana’nın “Hamdım, piştim, yandım ” örneğinde olduğu gibi bir durumla karşı karşıyayız sanki.

Öncelikle kelimelerin popüler anlamlarında kullanılmadığı bir gerçek. Anlatı, ilk okuma da bile insanı çok etkiliyor. O halde yapılması gereken kelimelerin gerçek anlamlarını araştırmak ve bu anlatıyı öyle yorumlamak. Ama belki de araştırmayı sonraya bırakarak kendimi sınamak istiyorum. Bu anlatı hakkında yorumlarımı sizlerle paylaşıyorum. Belki de araştırdıktan, soruşturduktan ve bir bilene danıştıktan sonra öğreneceklerimle bakalım ben neredeymişimi aklıma sizin huzurunuzda söyleyebilmek istiyorum. Hadi bakalım söylüyorum. Kayıtlara geçsin lütfen…

Mürid sorduğu sorunun cevabını öğrenmek için ve şeyhinin yönlendirmesi ile bir Cuma günü ( Cuma olması burada önemli), belli bir camide (tek bir camiden söz edilmesi önemli), caminin dört direğinin dibinde oturan ( dört direk olması ve hepsinin de direk dibinde oturmaları önemli) dört kişiye, dört tokat (doğrudan nefslerini ilgilendiren olumsuz davranış olması önemli) atıyor.

Hepsi farklı bir direğin dibinde oturuyor. Demek direklerin her biri bu dört özelliği temsil ediyor. Yani bir ibadethanenin çatısını tutan dört direk gibi. Bu direkler, belki de insanın var olma amacını ayakta tutan semboller. Aynı görev için bir araya gelmiş dört farklı kişi. Bir cümleyi oluşturan dört kelime gibi. Bu nedenle direkler dibinde oturan ve dört farklı evredeki kişi tarafından sembolize ediliyor.

Direklerin ağırlıkları ve sırası farklı. Çünkü marifet; şeriat, tarikat ve hakikat’ten daha fazla dikkat çekiyor. İnsanın marifetli olması bir kemale erme erdemi ise o da olaylar ve sonuçlar karşısında nefsini asla işe karıştırmadan ve olumlu düşünerek mümkün olabiliyor. Örneğin “ben” değilde “biz” olabilmekse marifet, nefsini olumsuz etkileyen bir sonuca, bu bir tokat bile olsa önce teşekkür edebilmek. Belki de kimden geldiğini tahmin edebilmek. Öncelikle kişiye değil, sonuca odaklanmak ve sonuçtan “Biz” çıkarmak. Ancak o zaman kişi değerli bir varlık olabiliyor ve Yaradan ın ona verdiği aklı en iyi şekilde kullanabiliyor.

Belki de bu üç direk, insanın marifetli olmasını sağlayacak ön evreleri temsil ediyor…

1.Direk; Şeriat, bazen yasalarda yeri varsa sadece kısasa kısasla cevap verebilmek…
2.Direk; Tarikat, bazen bir sonuca öncelikle ve sadece sessizce bakabilmek…
3. Direk: Hakikat, bazen bir sonuç karşısında nefsini işe karıştırmadan düşünebilmek için vesile olana asla bakmamak…
4.Direk: Marifet ise olumsuz bir sonuçta
öncelikle vesile olana teşekkür edebilmek…

Kişi, tek bir çatıyı ayakta tutabilmek için öncelikle birbirini tamamlayan dört direğe ihtiyacı var. Burada asıl soru şu: Bu dört direk insanda hangi çatıyı ayakta tutuyor ? İnsanın bu dünyada var olma amacını mı gerçekten ? Eğer öyleyse bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğumuz ve bunları dillendirerek marifetli olamadığımız kesinleşiyor. Çatıyı tutan direklerden biri eksikse üzerimizde henüz bir çatı yok demektir. O çatı kendini tutan direkler tamamlandığında bir anlam kazanıyor. Çatısız bir bina, bina olmadığına göre insanda gerçekte nasıl bir varlık olduğunu, neden yaratıldığını, hak yolunda kemale ermenin nasıl bir marifet olduğunu bilgi ve tecrübe ile inşaa edilmiş direkleri olmadan öğrenemiyecek demektir.

Ne dersiniz ?

About tanericten

Marketing Investment Management Consultant- Lecturer since 1998-Two Children-member of BJK and IAA
This entry was posted in Karalamalar. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s